Kemoterapi ve ışın tedavisi gibi klasik tedavilerin başarı oranları tatmin edici değildir. Hala bu tedavilerin birçok seviyesinde sorunlar var:

1. Kanser hücreleri ile birlikte sağlıklı hücrelerimizi de yok ederler. Bu da organlarımızda hasarlara yol açar. Beyin, kalp, karaciğer ve böbrek gibi önemli organlar işlevlerini sadece sınırlı ölçüde yerine getirebiliyor. Bunun sonucunda da fiziksel halsizlik ve bazen kalıcı hasarlar meydana geliyor.

2. Bir tümör, birçok farklı özelliğe sahip kanser hücrelerinden oluşur. Klasik tedaviler özellikle zayıf (hassas) kanser hücrelerini öldürür fakat güçlü (dayanıklı) hücrelere zarar vermez. İkinci tür hücre bu yüzden tedaviden sonra çok güçlü bir şekilde çoğalmaya başlar ve sonuç olarak, kemoterapinin etkisi her bir uygulama ile azalır.

3. Yeni kanser hücrelerine karşı en iyi koruma bağışıklık sistemimizdir. Bu kemoterapi veya radyoterapi ile önemli ölçüde zayıflar. Tedaviden sonra, hasta artık neredeyse etkili bir korumaya sahip değildir.

4. Tedavinin yan etkileri, iştah kaybına yol açar, bu da kilo kaybına ve vücudun daha da zayıflamasına neden olur. Yaşam kalitesi hızla azalır.

Bu nedenle, kemoterapinin ve radyoterapinin işlevini özellikle güçlendirip geliştiren ve yan etkilerini azaltan programlar geliştirdik. Dirençli kanser hücrelerini nasıl tekrar hassas hale getireceğimizi ve sağlıklı hücreleri nasıl tedaviye bağlı hasardan koruyacağımızı artık biliyoruz.

Bu programlar Almanya, Avusturya ve Tayland’da 15 yıllık araştırma ve uygulama sonuçlarıdır ve Alman ile Amerikalı doktorlar tarafından geliştirilmiştir.